Trump'ın kabusu

12 Kasım 2018 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Aylar süren tartışma, spekülasyon ve skandallardan sonra, bir önceki ABD Başkanı Barack Obama'nın "yakın tarihimizin en önemli ara seçimi" olarak nitelediği 6 Kasım Kongre ara seçimleri nihayet yapıldı.

Bu satırların yazıldığı sırada hala sayımı tamamlanmamış ve yeniden sayıma başlanmış oylar yüzünden iki Senato üyeliğiyle bir kaç Temsilciler Meclisi sandalyesinin hangi partiye gideceği hala kesinleşmemişti.

Ama genel çizgileriyle sonuç alınmış durumda: Temsilciler Meclisi Demokrat Parti'nin kontrolüne geçerken, Cumhuriyetçi Parti Senato'daki bir sandalyelik çoğunluğunu en azından iki yeni üyelik kazanarak güçlendirdi.

Oy verme işleminin hemen ardından başlayan yeni parlamento tablosunu siyasi, toplumsal, ekonomik vs açılardan yorumlama ve irdeleme çabaları hala devam ediyor ve herhalde bu analiz 2020 başkanlık seçimleri kampanyası başlayıncaya kadar şöyle veya böyle devam edecek. Böylece partiler bu analizlerin sonuçlarına bakarak seçim platformlarını belirleyerek kampanya stratejisi oluşturacaklar.

Bu normal koşullarda yaşanması beklenebilecek bir süreç.

Ne var ki, ABD şu anda normal koşullarda değil, Donald Trump'ın başkanlık döneminde yaşıyor. Bu nedenle, 2020'ye kadar yaşanacak süreçle ilgili konuşurken, Trump sürprizlerinin her zaman dengeleri aniden ve güçlü biçimde sarsabileceği gerçeğini sürekli olarak akılda tutmakta yarar var.

Bununla birlikte, ara seçimler sonrası oluşan siyasi tablo, yakın gelecek için bazı tahminlerde bulunmak için yeterince ipucu veriyor denebilir.

Neler olacak?

Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Washington bugüne dek olduğundan çok daha gergin bir çatışma ortamında yaşayacak ve bu durum ABD'de siyasetin kilitlenmesine yol açabilir.

Biraz açmak gerekirse, Temsilciler Meclisi, devletin yaşama gücünü kontrol eden iki organdan biri olarak, Trump'ın çıkarmak istediği yasaları engelleme gücüne sahip. Ve eğer beklendiği gibi Demokrat Parti'nin Temsilciler Meclisi'ndeki en kıdemli temsilcilerinden Nancy Pelosi, Temsilciler Meclisi Başkanı seçilirse, (ki bu makam anayasal statü açısından Başkan Yardımcısı Mike Pence'in üzerinde bir otoriteye sahiptir) Trump'ın Beyaz Sarayı'nın pek çok yasama girişiminde soğuk terler dökeceğini söylemek yanlış olmaz.

Ama Trump'ın kabusu bununla bitmeyecek: Demokrat Parti'nin Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu ele geçirmesiyle Kongre'nin bu kanadındaki anahtar komitelerin başkanlığı da Demokrat üyelere geçecek. Ve bu başkanlıklara gelecek üyelerin şimdiden söyledikleri, Trump için yenilir yutulur cinsten değil. Örneğin, Temsilciler Meclisi'nin Mali ve Finansal Denetim komisyonunun başına geçeceği sanılan Demokrat Partili Maxine Waters, yeni yasama dönemi başlar başlamaz ilk iş olarak Deutsche Bank'ın Trump şirketlerine açtığı kredilerin soruşturulacağını belirtti. (Deutsche Bank'ın Trump'la ilişkisi, bu bankanın Putin'in nüfuz sahibi olduğu Rus oligarklarla olan ilişkileri ve Trump'la Rusya'nın büyük sermayesi arasında köprü oluşturması nedeniyle de Beyaz Saray için büyük bir başağrısı oluşturmaya aday görünüyor.)

Bir başka komite, Temsilciler Meclisi'nin İstihbarat Komitesinin başına geçmesi beklenen Kaliforniya temsilcisi Adam Schiff, Pazar günü yayınlanan bir TV programında, 2016 Başkanlık seçiminde Trump'ın kampanya örgütüyle Rusya arasındaki tüm temasların yeniden mercek altına alınacağını bildirdi.

Bunlar gibi daha bir çok irili ufaklı çatışma potansiyeli taşıyan konu gündemde yer alma sırasını beklerken, Donald Trump tüm bu olasılıkları kulak arkası etmekle kalmayıp, çatışma ortamını daha da gerginleştireceği kesin olan adımlar atıyor. Bunların en önemlisi, oy verme isleminin ertesi günü Adalet Bakanı Jeff Sessions'ı istifaya zorlayıp yerine vekaleten çok tartışmalı bir atama yapması.

Trump'ın vekaleten Adalet Bakanlığı görevine getirdiği Matthew Whitaker, kariyer geçmişi olarak bu görevi üstlenebilecek bilgi ve deneyime sahip biri olarak görülmüyor. Ama bundan daha vahimi, Whitaker'in, bir süre önce, Trump'ın en çok sevdiği TV kanalı olan Fox TV'de, siyasi yorumcu olarak katıldığı bir programda, Trump'ın Rusya ile ilişkilerini irdeleyen özel savcı Robert Mueller'i "cadı avına" çıkmakla suçlamış olması. Vekil bile olsa, Whitaker'in Mueller'i görevden alma yetkisi bulunuyor.

Atamanın ardından Kongre'nin iki kanadı arasındaki ilk savaşın sinyalleri gelmeye başladı: Temsilciler Meclisi'ndeki Demokrat üyeler Mueller'in özel savcılık görevinin yasal koruma altına alınması için derhal yeni bir yasa çıkarılmasını istediler. Buna karşılık Senato'nun Cumhuriyetçi Partili başkanı Mitch McConnell, böyle bir yasayı Senato'da oylatmaya niyeti olmadığını söyledi.

Trump, Kongre ara seçimlerinin sonuçlarını kendisi için tartışmasız bir zafer olarak görüyor. O kadar ki, seçimlerden sonra yaptığı iki hareketle, önümüzdeki iki yılda ne kadar pervasız ve patavatsız davranacağını adeta dünyaya ilan etti: Birincisi, sadece sorularını beğenmediği için CNN televizyonunun kıdemli Beyaz Saray muhabirinin akreditasyonunu iptal etti.

İkincisi daha da elim ve vahim: Paris'te 1. Dünya Savaşı'nın sona erişinin 100 yıldönümü dolayısıyla yapılan törenlere yarım ağızla katıldıktan sonra, bu tür savaşların yeniden yaşanmaması için her yıl yapılması planlanan ve aşırı milliyetçiliğin yükselişini önlemeyi amaçlayan liderler forumunun ilkine katılmayı reddetti, yani ABD'nin çıkarlarını uluslararası uzlaşma ve dayanışmanın üzerine koyduğunu büyük harflerle vurguladı.

Bütün bunlardan sonra gelecek iki yılın iyi geçeceğini söyleyebilecek kimse var mı?

Cengiz İzmirli (mahlas)