'Kardeş kavgası'

27 Kasım 2018 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Rusya-Ukrayna krizi, iki ülke arasında aslında Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana devam eden, ancak son yıllarda iyice büyüyen "kardeş kavgası"nın devamı niteliğini taşıyor.

Son krizin görünürdeki nedeni, 2003 yılında ülkenin ortaklaşa kullanmak için anlaştığı Azak Denizi ile Kerç Boğazı'na Ukrayna gemilerinin girişini ve çıkışını Rusya'nın denetlemek istemesi. 2014'te Moskova tarafından ilhak edilen Kırım yarımadasında yer alan Kerç, Karadeniz'e açılan kapı olması nedeniyle stratejik önem taşıyor. Rusya üç milyar dolar harcamayla mayıs ayında Kerç Boğazı'nı Krasnodar'a bağlayan 18 kilometrelik bir köprüyü açarak bölge ile Rusya ana karası arasında karayolu bağlantısı kurmuştu. Mart ayında Ukrayna'nın bir balıkçı teknesine el koymasından bu yana Rusya bölgeye gelen Ukrayna gemilerini arıyor. Son olayda Kiev üç gemisinin güzergahıyla ilgili olarak önceden bilgi verdiğini söylüyor, bunu yalanlayan Moskova ise "karasuları"nın ihlal edildiğini ileri sürüyor. Ancak, 2003'te imzalanan ve ertesi yıl yürürlüğe giren anlaşma Azak'ı iki ülkenin iç suları kabul ediyor ve serbestçe dolaşım hakkı veriyor, yani Ukrayna'nın ön bildirimde bulunma zorunluluğu bulunmuyor. Dolayısıyla hukuki açıdan Kiev haklı görünüyor, Moskova ise "durduk yerde kavga çıkaran adam" durumuna düşüyor.

Krizin görünen nedeni kısaca böyle. Peki, gerçek neden ne?

Kökenleri Kiev Knezliği'ne dayanan Ruslarla Ukraynalılar yüz yıllarca aynı çatı altında yaşadıktan sonra 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından kendilerini farklı ülkelerde buldu. Ortak bir geçmiş, kültür ve -büyük ölçüde- dine sahip bulundukları Ukraynalıların bağımsız bir devlette yaşamasını Ruslar psikolojik olarak kabullenemedi, hazmedemedi.

Buna karşılık Ukrayna, kalan 14 eski Sovyet cumhuriyetinin tersine, siyasi, ekonomik ve toplumsal kaostan bir türlü kurtulamadı, yönünü bulamadan sürekli yalpaladı. Uzun süre Batı ile büyük komşusu Rusya arasında kalan Ukrayna 2013 yılında "Meydan Olayları" ile iç savaşın eşiğine geldikten sonra Petro Poroşenko'nun devlet başkanı seçilmesiyle kaderini Batı'ya bağlamaya başladı. Ancak, Ukrayna'ya kendini Batı'dan koruyan "tampon bölge" gözüyle bakan Rusya, bu gelişme sonrası, biraz da panik halde, 2014 yılında Karadeniz donanmasının karargahının bulunduğu Kırım'ı ilhak etti. (Sovyet döneminde aslında Rusya Federasyonu'na ait olan yarımada 1954 yılında parlamentonun  kararıyla Ukrayna'ya verilmişti) Hemen ardından, yine Rusların yoğun olarak yaşadığı Ukrayna'nın doğusundaki iki bölgede çıkan çatışmalarının sonucu Moskova yanlısı ayrılıkçılar "bağımsızlık" ilan etti. Böylece, Ukrayna'ya baktığı zaman artık sadece Batı'yı gören Rusya, fiili olarak ülkeyi bölmüş ve Kırım'ın ilhakıyla Karadeniz'in "NATO gölü"ne dönüşmesini engellemek için kritik bir hamle yapmış oldu. Dolayısıyla bölgede Rusya ile Batı arasında Ukrayna üzerinden bir "hesaplaşma" yaşanıyor. Moskova Ukrayna gemilerini engellerken sadece Kiev'e değil, perde arkasında bulunduğunu düşündüğü Batı'ya, özellikle ABD'ye "gözdağı" vermiş oluyor. Zaten son gerginliğin ardından Moskova-Washington hattında sert açıklamalar yapıldı, NATO da el konulan Ukrayna gemilerinin bırakılmasını istedi.

Rusya Ukrayna'nın son olayı bir kışkırtma olarak planladığını ve asıl amacın Batı'nın Moskova'ya yeni yaptırımlar uygulamasının yolunu açmak olduğunu ileri sürüyor. Kırım'ın ilhakını kabullenmek zorunda kalan Ukrayna yönetimi, dev komşusuna karşı Batı'nın desteğiyle ayakta kalabileceğini hesaplıyor.

 Türkiye'nin zor seçimi

Bölgedeki gelişmeler iki ülkeyle de yakın ilişki içinde bulunan Türkiye'yi zor durumda bırakıyor. Ankara Rusya ile Suriye'de ortak hareket ediyor ve stratejik projelerde iş birliği yapıyor, ancak çok sayıda Tatar Türkü'nün de yaşadığı Kırım'daki Rus ilhakını-tıpkı Ukrayna gibi- tanımıyor. Bu nedenle, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun yaptığı açıklamada taraflardan birine destek vermek yerine iki ülkeye de sağduyu çağrısında bulunuldu.

Not: Bu yazının özeti Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmıştır