Ana akım medya tartışması

27 Kasım 2018 Salı  |  GÜNLÜK

Gazeteci Kadri Gürsel, bir süre önce başlayan " ana akım medya" tartışmasına ilişkin görüşlerini Birikim'e yazdı.

Yazıdan bir bölüm şöyle:

"14 Kasım'da Halk TV'de Ayşenur Arslan'ın Medya Mahallesi'nde, "ana akım medyanın (Türkiye için) ekmek gibi bir ihtiyaç olduğunu" söylemiştim. Konu ana akım medya olunca, Oktay Akbal'ın 1946'da yayımlanan ilk hikâye kitabının adı akla geldi: Önce Ekmekler Bozuldu. 

Bu zihinsel refleks normal, lakin bir farkla: Ana akım medya Türkiye'de hiçbir zaman "düzgün" olmadı. Hasılıkelam, ortada sonradan bozulmuş bir ana akım medya yok. En başından itibaren hatalı üretilmiş bir "ekmek" var. Ama biz, halk olarak bu "ekmek"le beslendik. Kimimiz tamamını yedi, kimilerimiz de "bozuk" kısmını attı, yenilebilecek olanıyla doyurdu karnını. 

Öyleydi ya da böyleydi ama ana akım medyaydı.

Bakınız, bir "geçmiş zaman"dan söz ediyorum. Bu ne demektir? Kalitesiz undan üretilmiş, gramajıyla oynanmış ve her neyse artık, işte o "ekmeğin" bittiğini, bitirildiğini ifade etmiş oluyorum geçmiş zaman kullanarak. O beğenmediğimiz "ekmek", yakın zamana gelene kadar giderek artan nispette mundar ve heder edildi; yenilmez oldu ve artık yok, mevcut değil. 

Madem "ekmek" dedik, ekmekten ilerleyelim.

Bakkalın yolladığı ekmeğin layık olduğu yer midemiz değil de çöp kutusuysa, bakkala mı kızarsınız, yoksa bütün ekmeklerin bozuk olduğunu ve ekmek yemekten uzak durmak gerektiğini mi düşünürsünüz?

Ben bakkala kızarım ve onun sattığı ekmeği yemem; iyi ve kaliteli olanını talep ederim. Onu nerede bulacağımı, bulamazsam nasıl yapacağımı araştırırım. Çünkü evet, ekmek temel bir ihtiyaçtır. Türkiye için ana akım medya da öyle. 

Ancak üzülerek görüyorum ki sahtekâr bakkalın sattığı bozuk ekmeği, bazı arkadaşlarımız gerçek "ekmek" bellemişler. "Ekmek" dendiğinde, bozuk ve vasfını yitirmiş bir unlu mamul dışında başka bir şey gelmiyor akıllarına.

"Ana akım medya" dediğimizde de öyle. Arkadaşlarımız bizdeki, maziye karışmış, bozuk ve sorunlu "ana akım"ı hatırlıyorlar ve başlattıkları "tartışma"nın doğrultusunu geçmişte kalanı veri alarak oluşturuyorlar. Oysa ben kavramsal düzeyde tartışıyorum. Çünkü günümüz Türkiye'sinde ana akım medya mevcut değil (Ekmek yok). Biraz da bu sayede şartlar kavramsal düzeyde bir tartışma yürütmeye, yeniyi tahayyül etmeye çok uygun. Eskilerin tabiriyle bir müsademe-i efkar, halihazırdaki durumun düzelmesine şimdilik faydası olmaz belki ama en azından farkındalık bilinci yaratmaya hizmet edebilir; tabii tartışmanın düzgün ve samimi bir biçimde yapılması koşuluyla.

Beni bu yazıyı yazmaya zorlayan "tartışma" ise 10 Kasım'da, yeni çıkan kitabım Ben De Sizin İçin Üzgünüm hakkında konuşmak üzere davet edildiğim Mustafa Sağlamer'in Artı TV'deki "Artı Hafta Sonu" adlı programında, sohbetin bizi ulaştırdığı bağlamda ettiğim birkaç kelam üzerine başlatıldı. Artı TV'nin Twitter hesabı o birkaç cümleyi "özetleyen" bir tweet paylaştı. Tweet'te alıntılanan sözlerimi, gereken düzeltmeleri eklentisinde bulunan videodaki aslına göre yaparak, atlanan ifadelerimi de parantez içinde ekleyerek naklediyorum:

"Kendimi (her zaman ve hâlâ bir) ana akım gazetecisi olarak görüyor (ve tanımlıyorum). Çünkü o kültür içinde yetiştim. (O kültürü eleştirmeme rağmen) O kültürün (doğru tanımlanması ve) doğru şekilde yeniden (üretilmesi gerektiğini) savunuyorum. Her ülkenin bağımsız, profesyonel ve namuslu gazetecilere ihtiyacı (olduğu görüşündeyim). Bu da (ancak) ana akımda olabilecek bir kalite, (bir ülke için)."

Hepsi buydu; kitaba dair sohbette yeri gelmişken bir parantez açmış ve kavramsal düzeyde kalan bu sözleri serdetmiş idim. Ardından hasbıhal kendi mecrasında akmaya devam etti. 

Tweet'lenen sözlerim bir tartışmayı tetiklemişse, bilinmesini isterim: Ana akım medya ve kaliteli gazeteciliğin sacayağı hakkındaki bu görüşlerimi neredeyse beş yıldır her fırsat ve vesileyle, ortam ayrımı yapmadan dile getiriyorum. "Tartışma"ya kendi meşreplerince müdahil olan bazı arkadaşlarımız tanığımdır. Artı TV'de de böyle davrandım."

Yazının devamını okumak için tıklayın