Hasan Pulur'un anısına

29 Kasım 2018 Perşembe  |  GÜNLÜK

29 Kasım 2015 tarihinde kaybettiğimiz duayen gazeteci Hasan Pulur'u üçüncü ölüm yıldönümünde son yazılarından biriyle anıyoruz:

İnsanlar birbirleriyle konuşabilmek için, vakit geçirebilmek için fırsatını bulunca bir araya gelirler.

Bunun adı "sohbet" konmuştur.

Şimdikiler "geyik" diyorlar ya, işte bu!

***

Çoğu kez boş laf olsa bile, acısıyla, tatlısıyla, dedikodusuyla sohbetten yana olanlardanız.

Ölçüyü kaçırmamak şartıyla...

Gençlerin "geyik muhabbeti" demeleri de uygundur.

Ortada bir laf vardır, iş yoktur, zaten çok kere de "laf ola beri gele" misali sıralanır siyaset, politika; hele yakında seçim varsa.

Geçen gün birkaç arkadaş böyle bir sohbetin içindeydik.

Daha doğrusu, geyik muhabbeti yapıyorduk.

Birisi okuryazar takımının çoğunlukla muhalif olmasına rağmen pek fazla bir şey öğretmediğini söylüyordu.

Acaba doğru muydu?

Nef-i'den başlayıp bütün mizah yazarları ve heccavları bunlardan değil miydi?

Hatta Şair Eşref gibi olanları varsa da kime ait olduğu bilinmeyen "Laedri" diye adlandırılan hicivleri.

Mesela Namdar Rahmi Karatay gibi!

"Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye" diyen hicavları!

Biri dayanamadı, "Haksızlık ediyorsun" dedi.

Tevfik Fikret'in "Han-ı Yağma" diye başlayan şiirini örnek gösterdi.

Türkiye'de bazı kesimler Şair Eşref'ten Tevfik Fikret'ten pek hoşlanmazlar.

Çünkü Tevfik Fikret Türk toplumunu bunlar gibi düşünmez.

A. Kadir, Tevfik Fikret'in şiirlerini günün diline uygulamıştır.

Hele "Yağma Sofrası"...

Şiir şöyle başlar:

"Bu sofracık, efendiler halkımızın varı yoğu hayatı,

Kan ağlayan, can çekişen halkımızın.

Bekler sizi efendiler, önünüzde titrer durur.

Ama sakın çekinmeyin yiyin, yutun, şapır şupur,

Yiyin efendiler yiyin, bu iştah veren sofra sizin.

Doyuncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin.

***
Çok açsınız efendiler suratınızdan bellidir.

Yiyin hadi, yemezseniz yarın kalır mı?

Kim bilir?

Sizi çağıranlar bu sofraya bakın nasıl böbürlenir,

Yiyin efendiler yiyin, bu eğlenceli sofra sizin.

Doyuncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin.

***

Verir bu fukara memleket nesi var,

nesi yok hepsini.

Verir canını, malını, umudunu, düşünü.

Rahatını, sağlığını, içinin bütün ateşini!

Haydi, yuvarlayın düşünmeyin haram mıdır,

helal mi?

Yiyin efendiler yiyin, bu iştah veren sofra sizin."

Tevfik Fikret pişman edilmiş bir Osmanlı şairidir.

İttihatçılarla arası bozulmuştur.

Onu aldatmışlardır.

Üstelik ümmetçiler de İslamcı olarak Tevfik Fikret'e karşıdırlar.

Onun için Amerikan kolejinde hocalık yapması katiyen affedilemez.

Tevfik Fikret'in kolu kanadı kırılmıştır.

Şöyle der:

"Bu harmanın sonu gelir, kapıştırın giderayak!

Yarın sönmüş bakarsınız, bugün çıtırdayan ocak.

Hazır mideler sağlam, hazır mideler sıcak.

Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak.

Yiyin efendiler yiyin, bu haykıran sofra sizin.

Doyuncaya, kusuncaya, çatlayıncaya kadar yiyin."

***

Gördünüz işte, eskiler zehir zemberek yazmışlar.

Hele Tevfik Fikret...

Diyeceksiniz gerekiyor mu?

Size göre gerekmiyor!

Bunlara gerek var mı?

"Yiyin efendiler yiyin, bu sofra sizin.

Doyuncaya, kusuncaya, patlayıncaya kadar yiyin."

Böyle bir tabloya gerek var mı?

Tevfik Fikret de o günleri amma abartmış.