Atasözlerimizin hangisi doğru?

06 Aralık 2018 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Atasözlerimiz hemen hepimizin günlük yaşamında çokça kullandığı ve anlatmak istediğimiz bir olayı ya da durumu pekiştirmemize yarayan, kısa ve anlamlı sözlerdir. Bazen uzun uzun açıklama yapmak yerine, konuya ve duruma uygun bir atasözü bulduk mu, tüm derdimizi anında ve net olarak anlatmış oluruz.

Sağ olsun atalarımız da bizleri düşünmüş olacaklar ki, neredeyse her konuya ve her duruma uyan bir söz söylemişler. Birbirine benzeyen ama birbirinin tam zıttı olandan tutun da, yanlış olduğunu bildiğimiz halde kendimizi haklı çıkarmak için kullandığımıza varıncaya dek belki de binlerce atasözümüz vardır.

İnsan bazen düşünmeden edemiyor, atalarımız bu sözleri söylerken acaba kendi haklılıklarını kanıtlamak ve yaptıklarına bir kılıf uydurmak için her koşula uyan sözler mi uydurmuşlar diye. Rahmetli Turgut Özal da "benim memurum işini bilir" derken bu mantığın bir sentezlemesini yapmış olabilir. Kısa ve özlü bu sözün içinde ne ararsan var. Mesaj, yol gösterme, öğüt,  taktik, tehdit, ne istersen hepsi bir arada.

Yine eski cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel'in meşhur "dün dündür, bugün bugündür" sözü gibi, atalarımız da bazen işlerine geleni söylemişler, bazen de tam tersini...

Başka bir deyişle atasözlerimiz yerine, ortamına, içinde bulunduğumuz duruma ve koşullara göre değişkenlik gösterebiliyor. 

"O kadar kusur kadı kızında da bulunur" diyerek birbiriyle çelişen atasözlerimize bir kaç örnek verelim.

Harama el uzatılmaz / Üzümü ye bağını sorma

Eski dost düşman olmaz / Güvenme dostuna saman doldurur postuna

İnsan kıymetini insan bilir / İnsanoğlu çiğ süt emmiştir

Fazla mal göz çıkarmaz / Azı karar çoğu zarar

Öfke baldan tatlıdır / Öfke ile kalkan zararla oturur

Zorla güzellik olmaz / Zora dağlar dayanmaz

Akıl akıldan üstündür / Aklın yolu birdir

İyilik yap denize at / Merhametten maraz doğar

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır / Lafla peynir gemisi yürümez

Dereyi görmeden paçaları sıvama / Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir

Düşenin dostu olmaz / Dost kara günde belli olur

Eğri otur doğru konuş / Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar

Harama uçkur çözülmez / Güzele bakmak sevaptır

İyi insan lafın üstüne gelir / İti an çomağı hazırla

Damlaya damlaya göl olur / Taşıma suyla değirmen dönmez

Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur / Yüzü güzel olanı değil huyu güzel olanı sev

Her koyun kendi bacağından asılır / Kurunun yanında yaş da yanar

Komşu komşunun külüne muhtaçtır / Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz

Bedava sirke baldan tatlıdır / Emek olmadan yemek olmaz

Eskisi olmayanın yenisi olmaz / Eskiye rağbet olsaydı bir pazarına nur yağardı

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın / Yılanın başı küçükken ezilir

Akıl adama sermayedir / Akıllı, köprü arayıncaya kadar deli suyu geçer.

Şimdi bu sözlere bakarak, bir dedikleri diğerini tutmamış diyebiliriz. Aynı konularda bir öyle demişler, bir böyle... Yani işlerine nasıl gelirse... Hani amiyane tabiriyle "orası burası ayrı oynuyor" derler ya, aynen onun gibi...

Günümüzde  bu tip insanların fazla olmasını da yadırgamamak gerek...

Acaba oramızın buramızın ayrı oynaması ve ikiyüzlülük bizlere atalarımızdan kalan genetik bir miras mı? Eee ne demişler "Armut dibine düşer..."

Yoksa biz hep böyle miydik?
 

Karikatür: Erdi