Gazeteci Semerci: Otosansür utanç verici boyuta ulaştı

06 Ocak 2014 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü'nün "Pazartesi Söyleşileri"nin bu haftaki konuğu gazeteci Yavuz Semerci. Genç gazeteci Doğucan Cömert'in (fotoğrafta solda) Medya Günlüğü adına yaptığı söyleşide Semerci, kurucusu olduğu Türkiye'nin ilk internet gazetesi Gazeteport'u, Türkiye'de internet gazeteciliğinin geldiği noktayı anlattı. İnternet sayesinde artık hiçbir haberin gizli kalamadığını belirten Semerci, otosansür konusunda, "Medyada otosansür iktidarın hayal etse bile göremeyeceği boyutlarda. Bu mesleki bir utanç"dedi. Nazlı Ilıcak'ın işten çıkarılması konusunda, "Yanlış yerdeydi, Zaman'da olsa işten çıkarılmazdı"diyen Semerci Medya Günlüğü'nün sorularını şöyle yanıtladı:

 

-İnternet medyasının rağbet görmediği bir dönemde Gazeteport'u neden kurdunuz?

 

-Birincisi, internet çağı geliyordu. Bunu çok önceden gördük. İkincisi ise artık meslekte sıkılmıştım. Birilerinin bana patronluk yapmasından sıkılmıştım. Kendi işimi kurmak istedim. 

 

-Gazeteport'u kurarken nasıl bir hedef koymuştunuz? O hedefin neresindeniz?

 

-Kurduğumuz hedefte değiliz. Biz biraz erken ve büyük bir yatırımla girdik. Daha sonra o yatırımın maliyeti bizi sınırlandırdı. Geldiğimiz yer itibariyla bakarsak kendi adımıza çok büyük bir başarı olarak görmüyorum. Elbette hem trafik olarak hem etkinlik olarak Türkiye'deki pek çok sitenin önündeyiz ama o dönemde biz siteyi gazete gibi konumlandırdık ve bugün hiçbir internet sitesinde olmayacak kadar bir kadroyla girdik. Sanat, spor, ekonomi, magazin, dış haberler gibi servisler kurduk. Bence erkendi. Bizim kendi yaptığımız özgün haberler kendi haberimiz olarak endekslenmedi. Bunu farkedemedik. Haberlerimizi diğer siteler alarak kullandılar ama endeksleme konusunda bizden daha iyi çalışan siteler o haberleriyle arama motorlarında bizden öne geçtiler. Dolayısıyla trafik olarak bize yansımadı. Dolayısıyla yaptığımız iş pahalı bir iş haline geldi. Bir süre sonra da taşıyamaz hale geldik. O dönem yaptığımız yatırımın maliyeti ve üstlendiğimiz borçlar nedeniyle de gerekli atılımları gerçekleştiremedik. 

Ama Gazeteport'un şöyle bir faydası oldu:  O dönemde internet mecrasına olan yaklaşım çok profesyonel değildi. Bizim girmemizle birlikte gazetelerin internet siteleri hareketlendi. Rekabette geri kalabileceklerini düşünerek hem kadrolarını genişlettiler hem bu işe yatırım yaptılar. Sektördeki değişimi hızlandıran bir adım attık. Sektörün vizyonunu geliştirerek duyarlılığı ve hassasiyeti artırdık. Bu alanda çalışan insanların artmasına yardımcı olduk. Sonuç olarak doğrudan kendimize çok büyük faydası olduğunu söyleyemem.

 

-Bazı gazetelerin içeriklerini kullandırmama kararına uyuyor musunuz?

 

Biz Gazeteport olarak kurulduğumuzdan beri haberleri ajanslardan parasını vererek kullanma taraftarıyız. Son zamanlarda elbette biz de diğer gazetelerden alıyoruz, onlar da bizden alıyor. Kaynak göstererek veriyoruz. İlk zamanlarda sayımız fazla olduğu için daha özgün haberler yaparken şimdi piyasada yapılan haberlere benzer haberler kullanmak durumunda kalıyoruz. Özgün haberlerimiz elbette hala var, bu konuda iyi bir siteyiz.

 

-Gazeteport okurlarının portresi nasıl?

 

Bence son derece yüksek. Gazeteport okurları Türkiye'nin AB ve A plus okurlarıdır. 

 

-Gazeteport'un yanı sıra Thelira adlı bir ekonomi siteniz de var...

 

-Evet, aynı zamanda ekonomi sitesi kurduk. Ekonomiye ağırlık veren bir yayın politikası sürdürüyoruz. Önümüzdeki yılların en iyi ve liderleri arasında olmaya aday bir site. Çok ciddi bir trafiği var. Günlük 35-40 bin ziyaretçinin geldiği, ekonomi oyuncularının hemen hemen pek çoğunun yakından takip ettiği bir finans sitesi haline getirdik.

 

-Peki, Türkiye'de internet gazeteciliği hangi noktada?

 

-Doğrudan internet gazeteciliği demek doğru mu bilmiyorum ama, Türkiye'de özgün, bağımsız kendi başına internet gazeteciliği büyümedi. Onun birçok nedeni var. Televizyonunuz, gazeteniz, derginiz, radyonuz bütün bunların internetle bağlantısı var. Bir başka nokta ise reklam pastasındaki pay sanıldığı gibi internet sitelerine gitmedi. İnternete ayrılan pastanın yüzde 50'si Google, Yahoo, Yandex, Facebook, Twitter gibi mecralara verilmeye başlandı. Diğer yüzde 50'sinin yarısı ise video reklamlarına kaymaya başladı. Geri kalan pay da klasik internet sitelerine gitmeye başladı. O da interneti tek başına bağımsız olarak büyütme imkanını ortadan kaldırdı. Baktığınız zaman video ve oyun siteleri onlarca insan çalıştıran internet sitelerinden daha çok gelir elde ediyor.

-İnternet gazeteciliğinin basın ve televizyona göre avantajları ve dezavantajları ne?


-Hep beraber görüyoruz bunu aslında. Elbette hızlı bir kere, onu söylemek lazım. Çok çabuk bir şekilde habere ulaşabiliyorsunuz. Türkiye'de bir yandan otoriter bir hükümet olduğu söyleniyor, diğer yandan çok güçlü bir iktidar var hiç şüphesiz. Basının baskı altında olduğu da söyleniyor ama toplumun habere ulaşma konusunda bütün bu baskı anlayışına rağmen internet sayesinde bu baskıyı hissetmediğini düşünüyorum. Çünkü hemen hemen her haber internet mecrasında var. Burada etkinliği ele almak gerekiyor. Bir gazetede bir haber yazıldığı zaman o haberin yaptırım gücü ve etkinlik alanı internete göre daha yüksek olabiliyor. Belge ve bilgi içeriyorsa bu başka bir şey ama bir iddiayı bir gazetede seslendirdiğiniz aman o daha çok dikkate alınıyor. İnternette daha az dikkate alınıyor. En nihayetinde internet hızlı fakat haber her yerde haberdir. Bazen bir gazetede çıkan haber ertesi gün internete düşüyor. Bazen de internette çıkan bir haberin gazetede daha geniş boyutta işlendiğini görebiliyoruz. Birbirini destekleyen mecralar haline geldiler.

 

-Az önce, basının baskı altında olduğundan bahsettiniz. Peki, medyada otosansür ne boyutta?

 

-Medyada otosansür iktidarın hayal etse bile göremeyeceği boyutlarda. Bugün hemen hemen 7'sinden 70'e en alt kadrodan en üst kadroya kadar "Bunu yazarsak başımıza şu gelir", "Bunu yazarsak şimdi patron kızar, rahatsız eder miyiz acaba" duygusu var. Otosansür sanırım dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye'deki kadar gazeteciler tarafından kullanılmıyordur. Bu mesleki bir ayıptır. Bu ayıp iktidarın suçu da değildir. Gazeteciler daha cesur olmalı. Gerek işini kaybetmek, gerek "Bu haberi nasıl olsa kullanmazlar" duygusuyla bu cesareti sergileyemiyor arkadaşlar.

 

-Siz doğrudan bir baskıyla karşılaşıyor musunuz?

 

-Ben çalıştığım hiçbir yerde ne hükümet ne patronlarım ne de çalıştığım kurumların yöneticileri tarafından gazetecilik etiğiyle ilgili sorunların dile getirilmesi dışında herhangi bir baskıyla karşılaşmadım. Bazen ölçüyü kaçırdığınız zaman uyarılar geliyor. Genelde o uyarılar yazıyı yazmadan önce istişare ettiğim zaman ortaya çıkan uyarılar. Yoksa ben daha önce bir baskı altında kalmadım. Bunda ekonomi gazeteciliğinden gelmemin de etkisi var. Ekonomi haberi yaptığınız zaman olgularla haberi yazmak zorunda kalıyorsunuz. Olgularla haberi yazdığınız zaman da orada diyecek çok fazla sözünüz olmuyor. Orada başka bir ölçü var. Yorumu yaptığınızda kişi hak ve özgürlüklerine girmiyorsanız eleştirilerinizi tolere edebiliyor herkes. Yarın ne olur bilemem. Ben gazetecilerin ekonomik sıkıntıya uğramak dışında yazamamak gibi bir dertlerinin olduğunu sanmıyorum. En nihayetinde bir internet sitesi açarsınız veya sosyal medyada duyurursunuz. Haberi duyuramamak gibi bir durum söz konusu değil. Bugün "O yazar atıldı, şu yazar kovuldu" diyorlar. Ben kendi köşemde de yazdım. Atılmak ne demek? Bir gazeteci açısından atılmak artık duygu ve düşüncelerini, yorumlarını halka ulaştıramamak anlamına gelmiyor ki. Açarsınız bir Twitter hesabı, yine bunları yayınlarsınız. Bunlar 20 yıl önce olsa eyvallah ama şu anda böyle bir şey yok. 50 bin satan gazeteden atıldın, 100 bin satan gazeteden atıldın diyelim. Yahu adamın Twitter'da 500 bin takipçisi var. Yaz Twitter'da. Sorun o gazetecinin hayatını sürdürebilecek ekonomik getiriden yoksun kalmasıdır. Yoksa düşüncenin hapsedilmesi diye bir şey olmadığını düşünüyorum. 

 

-Kelimelerinizi daha dikkatli seçtiğinizi söyleyebilir misiniz? Özelllikle Habertürk Gazetesi'nde 3. sayfa yazarı olduktan sonra...

 

-Daha özenli seçiyorum evet. Haksızlık yapmak istemem kimseye. Ona dikkat ederim. Sonuç olarak ne kadar özenli seçerseniz seçin, bazen zamana karşı yarışıyorsunuz. Bazen o andaki öfkeniz, o andaki algınız sizi daha sert bir ifadeye yönlendiriyor. Ertesi gün okuduğum zaman üzüldüğüm anlar oluyor. "Ne gerek vardı böyle bir tepki vermeye" diyebiliyorum. O konulara özen göstermeye çalışan biriyim. Empati yapmayı kendimin önemli bir özelliği olarak değerlendiririm. Kimisi bunu saflık olarak değerlendiriyor. Sonuç olarak genelde empati yapmayı tercih ediyorum.

 

-Gezi olaylarında Gazeteport olarak başarılı bir yayıncılık izlediğinizi düşünüyor musunuz?

 

-Bence çok başarılıydık. Orada olan her olayı, her gelişmeyi, her karşı eleştiriyi Gazeteport'ta verdik. Ben Habertürk'te hükümete muhalif bir tavır sergiledim. Hükümetin Gezi ruhunu algılayamadığını ve olayın kendisine yönelik bir komplo olarak görmektense Türkiye'deki laik kesimin "Bir dakika ben de varım burada" ve "Yaşam biçimlerimize çok fazla karışmaya başladınız" uyarısı olarak alması gerektiğini düşündüm. Hala da öyle savunuyorum. Milyonlarca insanın sokağa çıktığı olayları 3-5 çapulcunun sokağa çıkması ya da basit bir uluslarası komplo olarak değerlendirmenin hafiflik olduğunu ülkedeki siyasi dengeleri dikkate almadıklarını düşünüyorum. Gezi olaylarında son derece cesur ve muhalif bir tavır sergiledik. Dönüp baktığımızda da gayet doğru yaptığımızı görüyorum.

 

-Medyayla ilgili olarak daha güncel bir konudan bahsedelim. Emniyete gazetecilerin alınmaması kararlaştırılmıştı. Sizce doğru bir karar mıydı?

 

-Polis muhabirlerinin bir süre sonra polis kimliğine büründüklerini düşünürüm. Olumsuz anlamda değil ama polisin verdiği bilgileri kesin ve doğruymuş gibi sunan insanlar gibi gelir bana. Yanılıyor olabilirim elbette. Ben böyle görürüm. Gazetecilerin emniyete alınmaması, orada bir odalarının olmamasının haber zaafiyeti yaratacağına inanmıyorum. O bir gözdağı. Kontrol edemiyorlar gazetecilerin hangi polisten bilgi alıp almadığını. "Kontrol edebileceğiz" diye bakıyorlar. 

 

-Polis istediği takdirde bir şekilde bilgi aktaramaz mı zaten?

 

-Gazeteci kendi insiyatifiyle bilgi almaz oradan. Kurduğu ilişkiyle alır elbette. Eğer polis o bilgiyi vermek isterse siz o bilgiyi alırsınız. O polis ya da emniyetten herhangi birileri o bilgiyi aktarmak isterse eğer orada oturacağınız olsa da olmasa bir şey farketmez. Yine aktarır.

 

-Rüşvet ve yolsuzluk haberlerini soruşturmanın gizliliği bağlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

-Soruşturmanın gizliliği konusunda Türkiye kötü bir sicile sahip. Gerek Ergenekon gerek Balyoz davasında. Maaalesef emniyet artık bu tür soruşturmalarda kamuoyu yaratıp mahkemeleri etkileme bağlamında kendi tezlerini kamuoyu oluşturmak yönünde kullanıyor. Gazeteciler de buna alet oluyor. Ergenekon ve Balyoz'da bu yöntem kullanıldı. Maalesef bu yöntemin uygulanmasını hoş karşılayan basın kuruluşları bugün yolsuzluk davasında "bu bilgiler neden veriliyor" şeklinde şikayet ediyorlar. Bence Türkiye o konuda hukuki bir sıkıntı yaşıyor. Yine yolsuzluk davasında veya toplumda travma yaratan davalarda gazetelerin maalesef kendi pozisyonlarına göre hareket ettiğini görüyoruz. Zaman Gazetesi ve Sabah Gazetesi arasındaki farkı görebiliriz. Ortada bir yolsuzluk var ve bu yolsuzluğun üzerine gitmesi gereken gazeteciler var. Kimisi gidiyor, kimisi gitmiyor. Kimisi o yolsuzluğun ne kadar doğru olduğunu ispatlamaya çalışıyor. Kimisi de "Hayır öyle bir yolsuzluk yoktur, komplodur" diyor. 

 

-Yolsuzluk haberlerinin ortaya çıktığı bir zamanda Nazlı Ilıcak Sabah Gazetesi'ndeki işinden oldu. Bu gelişmeyi nasıl karşıladınız?

 

-Nazlı Ilıcak yanlış yerdeydi. Ilıcak eğer Zaman Gazetesi'nde olsaydı işinden olmazdı. Nazlı Ilıcak eğer Cumhuriyet Gazetesi'nde çalışsaydı Balyoz Davası'ndaki görüşleriyle oradan da kovulurdu. Bu bulunduğun mecraya göre değişiyor. Yolsuzluğu yazmaya kalkarsan Zaman, Sözcü gibi gazeteler kapılarını sana sonuna kadar açar. Buralarda "Yolsuzluk yoktur" şeklinde köşe yazılarının çıktığını ben hatırlamıyorum. Gazetelerin pozisyonlarına göre yazarların da durumu değişiyor. Yoksa Nazlı Ilıcak açısından baktığım zaman bu bana garip gelmiyor. Ilıcak, yazılarını yazarken, özgürce yazılarını yazdığı sırada, o gazetenin yayın politikasına karşı olan ve farklı bir görüş dile getiren insanlar da kendi gazetelerinde barınamıyordu. Dolayısıyla hayatın doğal akışı ve Nazlı Ilıcak da son durumu olgunlukla karşıladı.

 

-Galatasaray'ın küçük yatırımcıyı zor duruma düşürdüğü konusunda yazılar yazmıştınız. Bu konuda şimdi ne düşünüyorsunuz? Fikir mi değiştirdiniz?

 

-Fikir değiştirmedim. Yazılarım orada ve aynen güncelliğini koruyor. Yeni bir şey söylemek için yeni bir bilgi olması lazım. Ben Galatasaray veya bir başka takım taraftarlığı veya düşmanlığı yapamam. Sürekli aynı şeyleri yazmanın anlamı budur. Küçük yatırımcılar için SPK'nın hangi nedenlerle harekete geçmesi gerektiğini yazdım. Artık görev SPK'nındır. 

 

-Gündemden biraz uzaklaşalım isterseniz. Sem Digital ailesi olarak hangi alanlarda faaliyet gösteriyorsunuz?

 

-Bahsettiğim gibi, Gazeteport'umuz var. Türkiye'de faaliyet gösteren uluslararası teknoloji şirketlerinin içerik sağlayıcısıyız. Ekonomi finans sitemiz var. Radyomuz var. Grubu tamamlayacak olan ve ne tarafta konumlandıracağımıza karar vermediğimiz bir televizyonumuz var. Şu anda Turksat uyduda yayın yapıyor 7/24 ismiyle. Daha doğrusu işletmesini yaptığımız bir televizyon bu. Mülkiyet bize ait değil. Haber televizyonuna benzeyebilir ama farklı bir format yapabilir miyiz diye düşünüyoruz. 

 

-Karar verememenizin nedeni ne?

 

-Çünkü önümüzdeki dönem seçim dönemi. Attığımız her adımın bir ekonomik bedeli var. Attığımız adımda ekonomik bir getirinin de olması lazım. Bu ikisini karşılaştırarak hareket ediyoruz. Televizyon çok pahalı bir endüstri. Eğer hesaplarımız tutarsa televizyon tarafında ağırlıklı faaliyete girmeyi düşünüyoruz ama henüz çok belirgin planlarımız yok. 

 

-Gazeteport'ta da canlı yayın olacak mı?

 

-Bunu henüz düşünmedik ama Gazeteport'la da ilişkilendireceğiz. Daha doğrusu bütün mecralarımızı ilişkilendireceğiz. Baktığımız zaman internet alanında da bize bağlı çalışan mecra var. Onların reklam ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğimiz bir organizasyonumuz var. Dolayısıyla internet alanında, televizyon ve radyoda biraz daha aktif hale geleceğiz önümüzdeki yıllarda. 

 

6.1.2014