Sakız'da 48 saat: 'Tembel' Yunanlılar, 'kibirli' Türkler!

22 Temmuz 2014 Salı  |  MG ÖZEL

Son yıllarda vize uygulamasının da kolaylaşmasıyla Türk turistler arasında hızla popülerleşen yerlerin başında komşu Yunan adaları geliyor.
Çok yakın ve ucuz olması, ayrıca hemen sınırda vize alabilme olanağı nedeniyle özellikle yaz aylarında Türk sahillerinden Yunan adalarına tam bir akın yaşanıyor. Bu akının merkezindeki adalardan biri de, Çeşme'den hızlı feribotta sadece 20 dakikada ulaşılabilen Sakız (Chios). Yunanistan'ın beşinci büyük adası olan Sakız'a günü birlik gitmek de mümkün.

840 kilometrekarelik bir alanda 53 bin kişinin yaşadığı ada adını "damla sakızı"ndan alıyor. "Sakız" burada neredeyse "hayat"ın anlamı; kozmetikten alkole, yiyecekten tekstile akla gelen her alanda sakız kullanılıyor. Türkiye'de genelde muhallebiye katılan sakızla burada simit, hatta köfte bile yapılıyor, içkiye karıştırılıyor. Geleneğe göre Sakız'da bir çift nişanlandığında kız tarafı damadın ailesine kristal kase içinde sakız tatlısı götürürmüş...

TÜRKÇE EGEMENLİĞİ

Adaya ayak basanları daha pasaport kontrolünde Türkçe yazılar karşılıyor ve bu yazılar en ücra köye kadar devam ediyor. Zaten Sakız Belediyesi Türk turistler için konaklamadan ulaşıma, gece hayatından  alışverişe ihtiyaç duyulabilecek her konuda çok ayrıntılı ücretsiz bir rehber hazırlamış. Bu rehber yardımıyla  alışveriş, yavuklu, kesat, krağı, buz, borazan, pervaz, peşkir, aksi, bal kabağı, ciğer, çağla gibi Türkçe sözcüklerin Yunan diline geçtiğini öğreniyoruz.

Türkler ve Türkçe Sakız'da hayatın içine o kadar işlemiş ki, lokantalarda Yunan ve İngilizce mönülere artık Türkçe de eklenmiş. Siparişinizi Türkçe alabilen ve sizinle sohbet edebilen garson sayısı hiç de  az değil. Sakız'ın merkezindeki çarşıda neredeyse her üç kişiden biri Türk olduğu için mağazalarda az ya da çok Türkçe bilen biri mutlaka çıkıyor. Tek tük de olsa Sakız'ın merkezindeki bazı dükkanlarda Türkler de çalışıyor. Az ya da aksanlı konuşsalar da, kahve ambalajının üzerinde "sakız" yerine "sakiz" yazsa da, "kamu tuvaleti" gibi çeviri kokan tabelalar olsa da halkın Türklerle iletişim kurma konusundaki iyiniyetini sorgulamak için  bir neden görünmüyor. 48 saatlik bir turistik gezinin izlenimlerine dayanarak derinlemesine analiz yapmak doğru olmasa da, halkın Ege'nin öteki kıyısından gelen konuklara karşı içten ve dostça davrandığını anlamak için mutlaka aynı dili konuşmak gerekmiyor.

HEDİYE PAKETİ

Kısa süre önce Sakız'ı ziyaret eden tekstilci Yasemin Başarır da aynı görüşü paylaşıyor. Mesta köyünde tatilini geçiren Başarır, kahvaltılarını yaptığı mekanın sahiplerinin tatilinin sonunda kendisi için uzo, sakızlı lokum, magnet ve keçi peynirinden oluşan "hediye paketi" hazırladığını anlatıyor. O da yeni tanıştığı dostlarına İzmir'den götürdüğü Türk kahvesi, bakır cezve ve fincan takımı hediye etmiş. Şimdi de kışın onları İstanbul'da konuk etmeye hazırlanıyor.

GURUR VE ÖNYARGI

Ancak,  "Türkçe hakimiyeti"ni ve Yunanlıların dostça davranışını "farklı" yorumlayan Türkler de var. Bunu anlamak için bir kafeteryada kahvenizi yudumlarken, bir lokantada yemeğinizi ısmarlarken ya da çarşıda dolaşırken çevrenizi kuşatan bazı Türk turistlere biraz kulak kabartmanız yeterli.
Sakız'ı saran Türkçe konuşmalarla yazıları "gurur vesilesi" olarak gören kimi Türkler "Bu adayı biz besliyoruz!" havasında, hatta söylediklerinin evsahipleri tarafından anlaşılabileceğini düşünmeden ya da daha kötüsü aldırmadan bu sözleri fısıltı halinde bile söylemeye gerek duymuyorlar. Bu tür konuşmalardaki yukarıdan bakışı, küçümsemeyi ve gereksiz gururu hissetmemek olanaksız.

Tekstilci Başarır da, "Uzun uzun gözlem yapmaya gerek yok, herhangi bir lokantada yan masadaki Türkleri dinlemek yeterli. Hemen 'Yunanlar çok tembel', 'İflası hakediyorlar' 'Adayı Türkler ayakta tutuyor' gibi cümleler duyuyorsunuz"diyor ve ekliyor: Bilirsiniz, bizim insanımızda hizmet sektöründe çalışanlara karşı bir kibir söz konusudur. Bence, 'Sakız'ı ayakta tutuyoruz' tavrının altında da bu kibir yatıyor...

Sakız'a giden bazı Türkler arasında böyle bir eğilim olduğunu farketmemek çok zor, ancak bütün Türk vatandaşlarının böyle düşündüğünü iddia etmek elbette olanaksız.

İLLA DA PİRGİ

Bu bir "klasik turizm yazısı" olmadığı için Sakız'da gidilmesi gereken yerler, lokantalar, plajlar, yenilmesi, içilmesi gerekenler türü ayrıntılara fazla girmiyoruz. Ancak, 62 köyden oluşan Sakız'da mümkün olduğu kadar çok yeri görmeye çalışmak,  hele hele "kazıma usulü süslemeler"le ünlü, Ortaçağ'dan kalma Pirgi'yi mutlaka ziyaret etmek gerekiyor ki, burada Kristof Kolomb'un kaldığı bir evin de bulunduğu söyleniyor. Kimileri kumdan, kimileri simsiyah taşlardan oluşmuş plajlardaki akvaryum benzeri denizde yüzmek, 220 yıl Cenovalı, 346 yıl Osmanlı egemenliğinde kalan adadaki tarihi eserleri görmek gerekiyor. Homeros'un da doğduğu yer olduğu iddia edilen Sakız'a yılbaşında giderseniz dev maket gemilerle yapılan şenliği görebilirsiniz. Bunun dışında gittiğiniz tarihe bağlı olarak  yerel halkın korsanlara karşı kazandığı zaferi anlatan Mostra, Osmanlı'nın vergi toplamasını hicveden Agas, kadınların erkek, erkeklerin kadın kılığına girdiği Karkaluses ve iki kilise arasında havai fişek savaşının yaşandığı Ruketopolemos gelenekleriyle tanışabilirsiniz.

 Yunanistan'ın zor günler geçirdiği, özellikle Sakız gibi turistik yerlerde halkın yabancılardan gelecek gelire ihtiyaç duyduğu elbet sır değil. Ama Ege'nin öteki tarafında tarihiyle, kültürüyle, insanlarıyla, Türkiye'ye ve Türklere benzerlikleriyle, farklılıklarıyla keşfedilmek isteyen bir Sakız var...

Cenk Başlamış

Not: Sakız Adası'ndan özel fotoğraflara Medya Günlüğü'nün "Foto Albüm" bölümünden ya da aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://www.medyagunlugu.com/Foto-22-sakiz_adasindan_fotograflar.html#prettyPhoto


22.7.2017